I- İŞLEME DOĞRUDAN TARAF OLMAYANLARDA MÜTESELSİL SORUMLULUK

Bir mükellefin mal ve hizmet temin ettiği safhalardan daha önceki safhalarda, bu mal ve hizmetle ilgili KDV’nin Hazine’ye intikal ettirilmemiş olması nedeniyle müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulabilmesi için, 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde belirtildiği üzere sözü edilen mükellef ile vergiyi Hazine’ye intikal ettirmeyenler arasında, menfaat sağlayan doğrudan bir ilişkinin veya hısımlık, sermayesine katılma, organizasyon veya yönetim içinde yer alma şeklinde dolaylı bir ilişkinin mevcudiyetinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenmiş raporlarda açıkça belirtilmiş olması zorunludur(6).

II- MÜTESELSİL SORUMLULUĞUN UYGULANAMAYACAĞI DURUMLAR

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinin 1 numaralı fıkrasında sayılan (tarımsal amaçlı kooperatifler hariç) kurum ve kuruluşlar ile sermayelerinin (%51) veya daha fazlası kamuya ait iktisadi işletmelerin mal teslimi veya hizmet ifalarında taraf olduğu alım-satım işlemlerinde müteselsil sorumluluk uygulanmaması uygun görülmüştür.

Buna göre yukarıda sayılan kuruluşların mal ya da hizmet satın aldıkları mükelleflerin bu alışlarla ilgili vergiyi bu kuruluşlardan mal ya da hizmet satın alanların ise bu alışlarla ilgili vergiyi sözü edilen kuruluşların, Hazine’ye intikal ettirmemeleri nedeniyle müteselsil sorumluluk kapsamında işlem yapılmayacaktır(7).

III- MÜTESELSİL SORUMLULUKTA UYGULAMA

Maliye Bakanlığı konuya ilişkin kendisine verilen yetkiyi kullanarak müteselsil sorumluluğun şartlarını, sınırlarını ve konuya ilişkin usul ve esasları 70, 82 ve 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri ile belirlenmiştir. Buna göre;

– Vergi, mükellef adına tarh-tahakkuk ettirilecek ve öncelikle mükelleften aranacaktır. Vergiyi mükellefin ödemesi esastır.

– Müteselsil sorumluluk satın alınan mal ve hizmet bedeli üzerinden hesaplanan KDV, varsa gecikme faizi ve gecikme zammı ile sınırlıdır. Cezalar sorumluluğun kapsamı dışında tutulmuştur.

– Mükellef dışındaki kişilerden (Müteselsil sorumludan) yapılacak takibe, ödeme emri tebliği suretiyle başlanacaktır. Vergi mükellef dışındaki kişilerden de tahsil edilebilecektir.

Bu esaslar dikkate alınarak mükellefler tarafından beyan edilen ancak ödenmeyen vergiler ile ilgili olarak;

– Mükellefe bilinen adreslerinde bulunmadığından ödeme emri tebliğ edilmemiş olması veya

– Kendisine ödeme emri tebliğ edilen mükellefin mal beyanında bulunmamış olması, vergi dairesince de malı tespit olunamamış veya beyan edilen veya vergi dairesince tespit olunan malların amme alacağını karşılayamayacağının anlaşılmış olması,

hallerinde vergi aslı, varsa gecikme faizi ve gecikme zammı için mükellef dışındaki müteselsil sorumlu nezdinde ödeme emri ile takibe başlanılacaktır.

Mükellef tarafından noksan beyan edilen veya hiç beyan edilmeyen vergi için yapılacak tarhiyat üzerine tahsil edilebilir hale gelen vergi ve gecikme faizi, yukarda belirtilen şartlara göre müteselsil sorumlu nezdinde ödeme emri ile takibe alınacaktır(8). Müteselsil sorumlulukla ilgili Danıştay kararlarından bazıları aşağıdaki gibidir.

IV- MÜTESSELSİL SORUMLULUKLA İLGİLİ DANIŞTAY KARARLARI

Vergi sorumluluğu Hazine’ye intikal etmemiş amme alacaklarının Hazine‘ye intikalini kolaylaştırmak amacıyla vergi yasalarında öngörülen bir müessesedir

Mal alım satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde bu verginin ödenmesinden mal alım satımına taraf olanlar ve hizmetten yararlananlar, aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye organizasyon veya yönetime katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu saptananların müteselsilen sorumlu olacakları Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilmektedir. Müteselsil sorumlulukla ilgili Danıştay kararlarından bazıları aşağıdaki gibidir.

“213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesi hükmüne göre asıl mükelleften tahsil edilemeyen amme alacağının müteselsil sorumluluk kapsamında ihbarname usulüne göre davacı borsadan istenmesi gerekir.”(9)

“213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesi hükmüne göre satıcının beyan ettiği halde ödemediği KDV nedeni ile alıcının sorumlu tutulamayacağı, müteselsil sorumluluğu KDV uyuşmazlıklarına uygulanabilmesi için, kişi ve kuruluşlar arasında vergiyi ziyaa uğratma yönünde bir irtibatın bulunduğunun tespit edilmesi gerekir.”(10)

“Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca müteselsil sorumlu adına işlem tesis etmeye, asıl mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi yetkilidir.”(11)

“Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca müteselsilen sorumlu tutulanlar hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamında yapılacak takipler, asıl borçlunun bağlı bulunduğu alacaklı amme idaresince yapılabilir.”(12)

“213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesindeki müteselsilen sorumluluk hükmü, komisyon karşılığında fatura temin edildiğinin veya kişi ve kuruluşlar arasında vergiyi ziyaa uğratma yönünden aralarında bir irtibat bulunduğunun idarece tespiti halinde katma değer vergisine de uygulanacaktır.”(13)

“Yükümlünün imalatında kullandığı girdilerin bir bölümünün satın aldığı kişinin KDV’sini ödemediği ya da verilen faturaların sahte olduğu yolunda bir iddia ya da tespitin bulunmaması halinde, ödenen KDV’nin Hazine’ye intikal edip etmediğinin saptanılamaması ve diğer tedarikçi kişinin ise, defter ve belgelerini kaybetmiş olması nedeniyle incelenememesi ya da bu kişilerin arasında herhangi bu organizasyon bulunduğu yolunda bir tespitin olmaması halinde yükümlünün indirim veya iade hakkından yararlandırılmaması yerinde değildir.”(14)

“Tedarikçi firmaların tedarikçi firmadan tahsil ettikleri Katma Değer Vergilerini beyan ederek ödediklerinin tespit edilmesi halinde, tedarikçi firmaların alt firmaları hakkında yeterli inceleme yapılmadan ve hiçbir delile dayanmadan, bunların yatırmamış oldukları vergilerden ihracatçı firmanın sorumlu tutulması mümkün değildir.”(15)

“Vergi Usul Kanunu’nun 11. maddesinde belirlenen müteselsil borçlu, asıl borçlunun bağlı bulunduğu vergi dairesince takip edilebilir.”(16)

“İçeriği itibarıyla yanıltıcı olduğu sonucuna varılan faturaları veren şirket hakkında düzenlenen raporlar üzerine idarece ne gibi işlemler yapıldığı, bu raporlara dayalı olarak komisyon geliri elde etmekten dolayı tarhiyat yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonucunun ne olduğu, bu raporlarla ilgili yargı kararlarının bulunup bulunmadığı, söz konusu şirketin mükellefiyetinin idarece terkin edilip edilmediği, edilmişse dava konusu yapılıp yapılmadığı, davacıya fatura düzenlediği dönemlerde, katma değer vergisi beyannamelerini verip vermediği adına katma değer vergisi tarhiyatı yapılmış ise bu konuda yargı kararı bulunup bulunmadığı hususları davalı idareden ya da faturaları düzenleyen şirketin bağlı bulunduğu vergi dairesinden araştırılıp bu araştırma sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.”(17)

9)        Dn. 4. D.’nin, 23.10.2002 tarih ve E: 2001/4767, K: 2002/3318 sayılı kararı.

(10)      Dn. 7. D.’nin, 25.02.2004 tarih ve E: 2000/7976, K: 2004/465 sayılı kararı.

(11)      Dn. 7. D.’nin, 16.06.2004 tarih ve E: 2002/1727, K: 2004/1852 sayılı kararı.

(12)      Dn. 7.D.’nin, 13.03.2003 tarih ve E: 2000/7958, K: 2003/595 sayılı kararı.

(13)      Dn. 9. D.’nin, 26.10.1993 tarih ve E: 1992/4540, K: 1993/3751 sayılı kararı.

(14)      Dn. 7. D.’nin, 21.09.1992 tarih ve E: 1991/3146, K: 1992/4450 sayılı kararı.

(15)      Dn. 7. D.’nin, 25.09.1992 tarih ve E: 1990/5176, K: 1992/4675 sayılı kararı.

(16)      Dn. 7. D.’nin, 29.01.2004 tarih ve E: 2002/465, K: 2004/197 sayılı kararı.

(17)       Dn. 4. D.’nin, 26.04.2007 tarih ve E: 2006/1742, K: 2007/1408 sayılı Kararı.

Kaynak:MetinSafakSmmm.com