Vergi Hukukunda Kanıt Yükü ,213 sayılı VUK’un 3.maddesinin 2365 sayılı kanunun 1.maddesi ile değişen şekli uyarınca (B) fıkrasında yer alan ispat veya kanıt başlığı altında vergi hukukunda ispat müessesi düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre ispat: vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille kanıtlanabilir. Ancak, vergiyi doğran olayla ilgisi doğal ve açık bulunmayan tanık ifadesi kanıtlama aracı olarak ileri sürülemeyecektir. Ekonomik ve ticari ve teknik geleneklere uymayan veya hadisenin niteliğine göre normal ve rutin olmayan bir durumun öne sürülmesi durumunda kanıt külfeti olarak bunu iddia eden taraf iddiasını ispat etmek zorundadır.[1]
Hukukta ispat, maddi ve manevi olguların doğruluğu hakkında hakimde kanaat uyandırmak için lüzumlu delillerin sunulması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu itibarla ispat, uyuşmazlık konusu olayların ortaya çıkartılması ve belirlenmesi suretiyle hakimi iknaya yönelik bir çaba olmaktadır. Vergi yargılaması hukuku açısından ispatı, bir vergi ilişkisinin temelindeki maddi olayın ve suçlularda manevi unsurun, vasıta olarak delillerden yararlanmak suretiyle ortaya konulması olarak tanımlamak mümkündür.[2]
İspat hukukunda ispat yüküne ilişkin olarak benimsenen ilkeye göre, hukukta iddia sahibi iddiasını ispat ile yükümlüdür. Nitekim, Türk Medeni Kanunu bu ilkeyi, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” şeklinde hükme bağlamaktadır (m.6). bu hükümden de anlaşılacağı gibi, belli durumlarda ispat yükü yer değiştirebilmektedir.
Genel olarak, kanıt gösterme ve beyan yükümü, tarafların ileri sürmüş olduğu iddiaları veya aleyhine ileri sürülen iddiaların tersini kanıtlamak için bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli araçlar yani kanıtlar yoluyla hakimi ikna işidir.[3]
Kanıt gösterme kuralları, ispat işinin şeklini veya usulünü düzenlemektedir.[4] Kanıt gösterme kavramı, yargısal bir kavram olup, kanıt gösterme kuralları, yargılama hukuku alanına girmektedir.[5]
İdari yargıda deliller çoğu zaman davalı durumunda bulunan idarenin elindedir. Davacı iddiasını ispatlamak için idarenin elinde bulunan işlem dosyasının getirilmesini ya da idarenin elindeki delillerin tespitinin yapılmasını isteyebilir.[6]
Vergi davalarında, İYUK md. 31/2 hükmü ile yapılan yollama gereğince medeni yargılamada var olan hükmün geçerli olacağı söylenebilir. Yani kendi lehine hüküm çıkarmak amacıyla bir iddiayı ileri süren kişi iddiasının ispatı yükünü üzerine almış olmaktadır.[7]
Vergi hukukunda vergilendirmeye mesnet olan olguların hayatın normal akışına uygun biçimde gelişmiş olduğu hayatın normal akışı ile birlikte gelen, iktisadi, ticari ve teknik gereklerin vakıaları şekillendirilmiş olduğu kabul edilir. Bu nedenle vakıaların olağan akış dışındaki durumlarının ispat yükü bu durumları iddia eden tarafa düşmektedir.[8]
VUK’un 3 maddesinin 3.fıkrasında, iktisadi, ticari ve teknik icaplara değinilmesi ile genel objektif koşullara uymayan durumlarda ispat yüküne olayın özelliğine göre normal ve mutat olmayan demek suretiyle de sübjektif durumlarda ispat yükü ile ilgili kural getirilmiştir.[9]
Danıştay 4.Dairesi tarafından verilen bir kararda; “Salt re’sen takdir sebebinin bulunması, ortada somut bilgi ve belge bulunmadan, varsayım ya da kanaate dayalı olarak vergileme yapılmasını gerektirmez.” Şeklinde karar verilmiştir. Karar gerekçesinde de belirtildiği gibi re’sen vergi tarhının amacı mükelleflerin varsa beyan dışı bıraktıkları gelirlerini, gerçeğe en yakın biçimde saptayabilmektedir. Karar gerekçesinde belirtildiği gibi salt, re’sen takdir nedeninin bulunması matrah takdiri için yeterli görülmeyip, ayrıca ortada somut bilgi ve belge bulunması koşuluna bağlanmıştır.[10]
Sonuç olarak, bir işlemi yapan ve bu işlemi ile karşı tarafı yükümlülük altına sokan taraf ile anılan işleme muhatap olan karşı taraf, iddialarını her zaman için ispat ile mükelleftirler.
——————————–
[1] VUK md.3
[2] Öncel – Kumrulu – Çağan, s.199
[3] UMAR Bilge-YILMAZ Ejder, “İspat Yükü”, 2. Baskı, İstanbul 1980, s.32
[4] Umar-Yılmaz, age., s.32’den KUHN, s.26
[5] Umar-Yılmaz, age. 32
[6] GÖZÜBÜYÜK, age., s.342
[7] KELLECİ Fatma, “Vergi Yargısında İspat ve İspat Araçları”, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir, 1992.
[8] Kaneti, age., s.342
[9] Öncel-Kumrulu-Çağan, age., s.244-245
[10] Dnş. 4. D. nin 24.2.2005 gün ve E:2004/780-K:2005/274 sayılı kararı.
Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven