Öncelikle üzerinde kısaca durulması gereken konu ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk dolayısıyla mükelleflerin gıyabında yapılan malvarlığı araştırması neticesinde banka hesaplarına, trafikte kayıtlı araçlara ve tapuda tescilli gayrimenkuller üzerine hacizler konulmaktadır. Bu çalışmalar, tamamıyla mükellefin gıyabında ve haberi olmaksızın yürütülmektedir. Durum böyle olunca mükellefin bilgisi dışında banka hesaplarına blokaj uygulanmaktadır. Ödeme emri tebliğ edilmeden mükellefler nezdinde ihtiyati haciz nedeniyle banka hesaplarına blokaj konulması hukuka uyarlı değildir.[1]
Esasen hakkında vergi incelemesi bitmiş ve mükellefe vergi ve ceza ihbarnameleri tebliğ edildikten sonra ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk yapılması hukuken olanaklı değildir.[2] Başka bir deyimle, vergi incelemesi tamamlandıktan sonra artık bu tedbir mahiyetli tahakkuk ve haciz işlemleri yapılamaz. Dolayısıyla da mükellefin gıyabında, mükellefe tebligat yapılmadan, ödeme emri tebliğ edilmeden banka hesaplarına blokaj konulması son derece hatalıdır.[3]
Uygulamada mükelleflerin gıyabında alınan ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk kararları dolayısıyla banka hesaplarına sürpriz vergi hacizleri uygulanmaktadır. Böyle bir durumda mükellefin bütün hesapları alt üst olmakta banka ilişkileri bozulmakta ve hukuken hatalı birçok işlemler mükellefin gıyabında cereyan etmektedir. Oysaki, bu gibi durumların telafisi mümkün değildir. Daha sonra ihtiyati haczin kaldırılabilmesi için mükelleflerin gayrimenkul teminat vermeleri halinde ancak bu ihtiyati hacizler idare tarafından geri çekilmektedir. 6183 sayılı kanunun 16. maddesinde teminat olarak menkul mallar kabul edilmemekte bunun yerine gayrimenkuller teminat olarak gösterildiği takdirde ihtiyati haciz, haczi koyan mercii tarafından kaldırılmaktadır. Görüldüğü üzere, ihtiyati haciz kararı önemli bir karar olup, idare tarafından gayrimenkul teminatı karşılığında ancak kaldırılmaktadır.[4]
Uygulamada mükellefleri üzen bir başka yanlış uygulama ise, elektronik haciz tatbikatlarıdır. Elektronik hacizler idare tarafından çoğu zaman özensiz bir şekilde uygulanarak mükellefleri zor duruma sokmaktadır. Hatta, bu yanlış uygulamalar mükellefleri ticari hayatlarını tehlikeye dahi itmektedir.
Haciz, borçlunun mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince saptanan borçlu veya üçüncü kişilerin elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından kamu alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince el konulmasıdır.[5]

Haciz işlemi 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulu Hakkında Kanun’un 54. maddesine göre “Cebren Tahsil ve Şekilleri” başlığı altında sayılmış olup amme alacağının tahsilinde kullanılan en önemli ve zora dayanan bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır.[6]
Haciz işlemi, tahsil dairelerince düzenlenen ve alacaklı amme idaresinin, mahallî en büyük memuru veya tevkil edeceği memur tarafından tasdik edilen “haciz varaka”larına dayanılarak yapılır. Dolayısıyla haciz varakasına dayanmayan hacizler geçerli olmayacaktır.[7]
Tahsil daireleri tarafından, haciz varakasına istinaden yapılacak hacizlerde borçlu veya zilyedin elinde bulunan her türlü menkul mallar “haciz tutanağı” düzenlenerek haczolunur; üçüncü kişilerin nezdinde yer alan menkul mallar ise gerçek ve tüzel kişilere “haciz bildirisi” tebliğ edilerek yapılmaktadır.[8]
Özetle, yukarıda kısaca anlatılan haciz işlemine başlanılması için; öncelikle amme borçlusuna 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir “ödeme emri” ile tebliğ edilmesi zorunludur. Bu sebeple kamu borçlusuna öncelikle ödeme emri tebliğ edilecek ve borcunu 7 gün içinde ödenmesi istenecek, bunun akabinde borç ödenmediği veya herhangi bir şekilde itiraz edilmezse haciz işlemine başlanacaktır. Aksi takdirde haciz işlemine girişilemez. Ödeme emri yanlış muhatabına tebliğ edilmiş ise bu tebligatta geçerli değildir.
Bilindiği üzere; kamu alacaklarının süratle tahsili, takip masraflarının (posta, kırtasiye v.b.) ve idare ile ilgili kurumların iş yükünün azaltılması, zaman tasarrufu sağlanması ve haciz uygulamalarının elektronik ortamda yapılması amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından elektronik haciz (E-haciz) projesi geliştirilmiştir. 5479 sayılı Kanunla 6183 sayılı kanunun 79. maddesinde yapılan değişiklik ile üçüncü kişiler nezdindeki varlıkların elektronik ortamda haczine imkan veren yasal düzenleme yapılmıştır.
Bu düzenlemeye istinaden uygulamasına başlanılan E-haciz ile vergi dairesine borçlu birçok mükellefin bankadaki hesapları üzerene haciz konulmuş ve mükelleflerin ticari faaliyetleri sekteye uğratılmıştır. Bu durum ise kriz ortamının olumsuz koşulları ile mücadele eden ve yeterince bir öngörüde bulunamayan mükellefler için negatif bir parametre oluşturmuş ve belirsizliği artırmıştır.[9]
E-haciz uygulamasında yaşanan iki önemli sıkıntı bulunmaktadır. Birincisi banka hesabına haciz uygulanan mükellefe ödeme emri tebliğ edilmeden haciz işlemine başlanılmasıdır. Bu uygulamada mükellefler için büyük bir sıkıntı oluşturmaktadır. Çünkü kredi çekmek, çek veya senet ödenmesi veya nakit ihtiyacını gidermek için bankaya para çekmeye giden mükellefler e-haciz sürpriziyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumu önlemek için tarh dosyasındaki mevcut adreslerine veya mükelleflerin MERNİS’teki adresine ödeme emri tebliğ edilmesi gerekmektedir. Ama alacaklı kamu idaresi bazı zamanlarda bunu yapmayarak direk olarak o şahısların bankadaki parasına haciz koymaktadır.
Uygulamada yaşanan sıkıntılardan ikincisi ise; mükelleflerin bankada yer alan paraların tamamına haciz konulmuş gibi banka tarafından işlem yapılması ve gelecekte hesaba yatacak paralar içinde haciz işlemini uygulamasıdır. Doğrusu burada sıkıntı amme idaresinden ziyada bankanın uygulamasından kaynaklanmaktadır. Burada banka sorumluluk altına girmek istememekte ve amme alacağını aşan tutardaki parayı bile bazen mükelleflere vermek istememekte veya gelecekte hesaba yatan paralara bile haciz işlemini uygulamaktadır. Oysa haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarihte mükellefin banka hesabında para varsa haciz işlemi uygulanması gerekmektedir. Daha sonra mükellefin hesabına yatırılacak paralar için daha önce tebliğ edilen haciz bildirisi geçerli olmayacaktır. Ancak idare yeni bir haciz bildirisi düzenlemek suretiyle tekrar haciz işlemini gerçekleştirebilecektir.
Yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle mükellefler paralarını bankalara yatırma konusunda tereddüde düşmekte ve kayıt dışına itilmektedirler.[10] Bu nedenle idare, e-haciz uygulamasını çok dikkatli bir şekilde uygulamalı, bu uygulama ile alacaklarını tahsil ederken diğer taraftan da mükellefleri kayıt dışılığı sevk etmemelidir.
——————————-
[1] Daha fazla bilgi için bkz. ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, “Vergi Borcu Nedeniyle, Şirket Ortaklarının Emekli Maaşlarına Hacz(Bloke) Konulamayacağı”, Vergi Hukuku Uygulaması-I, İzmir, Ocak 2008, s.289-290
[2] Bkz. Dnş. 4. D. nin, 22.12.2005 gün ve E:2005/1452-K:2005/2538 sayılı kararı.
[3] ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, “Amme Alacakları Tahsil Usulüne Göre İhtiyati Haciz Uygulaması Nedir?”, Vergi Hukuku Uygulaması-I, İzmir, Ocak 2008, s.345. Konuyla ilgili yüksek mahkeme Danıştay tarafından verilen bir kararda, inceleme bittikten sonra ihtiyati haciz veya ihtiyati tahakkuk kararı alınamayacağı hüküm altına alınmıştır. Dnş. 4. D. 13/5/2002 gün ve e:2002/701-k:2002/1975 sayılı karar.
[4] Dnş. 4. D., 7.4.2004 gün ve E:2002/4463-K:2004/682 sayılı kararları.. bu karar için bkz. ALPASLAN Mustafa – SAKAL Mustafa, “Ödeme Emri Düzenlenmeden; Pay Devri Yaparak Şirketten Ayrılan Ortak Hakkında Şahsi Mal Varlığına Haciz Uygulanamaz”, Vergi Hukuku Uygulaması-I, İzmir, Ocak 2008, s.304
[5] 6183 sayılı AATUHK’nun md.62
[6] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. YARALI Levent, Limited şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara 2010, s. 116.
[7] 6183 sayılı kanun md.54
[8] 6183 sayılı kanun md. 79
[9] Bkz. SUÇİÇEK Mahmut, “E-Haciz Mükellefleri Kayıtdışına İtebilir”, 28.06.2010, www.muhasebenet.net
[10] SUÇİÇEK Mahmut, age. s.2
Kaynak:Av. Nazlı Gaye Alpaslan Güven