Mükellefin Usulde ve Savunmada Eşitlik  Hakkı

Usul ve savunmada eşitlik, esas olarak yargılama aşamasında tarafların haklarını kullanmak bakımından eşit konumda tutulmasıdır. Bu çerçevede, gerek usul gerekse savunma açısından, davaya taraf olan kimsenin diğer taraf karşısında kendisini dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul fırsata sahip olmasına “silahların eşitliği ilkesi” denir.
Silahların eşitliği konusu idari yargıda örnek bir kararda çok açık şekilde ifade edilmiştir. Söz konusu Kararda”, incelenemeyen bir soruşturma raporuna karşı iddia ve savunmada bulunmanın zor, hatta imkansız olduğu belirtilmiştir.
Bu bağlamda, dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden, davacının görevine son verilmesine ilişkin işlemin dayanağı soruşturma raporunun davacı vekilinin talep etmesine karşın dairesince incelettirilmediği, dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun denetiminde ise soruşturma raporunda yer verilen hususlara değinildiği anlaşıldığından Danıştay tarafından ilgili Daire kararında hukuka uyarlık bulunmamış ve bu kapsamda, makul bir süre verilmek suretiyle, davacıya hakkında düzenlenen soruşturma raporunu incelemesi ve istemi halinde raporla ılgılı görüşlerini dosyaya sunması olanağı sağlandıktan sonra işin esası hakkında yeniden bir karar verilmesine karar verilmiştir.

Usulde ve savunmada eşitlik

yani silahların eşitliği vergi ilişkisi açısından da önemli bir ilkedir. Bu çerçevede, tarafların usul ve savunmada eşitliği kaidesi gereği kendileri hakkında sonuç doğuran işlemlerin dayanaklarını, bu işlemlere etki eden maddi unsurları, tespitleri açıkça bilmesi, görmesi ve incelemesi gerekmektedir. Ancak, bu çerçevede yapılan işlemin mahiyet ve geçerliliğini anlayabilir, kendilerini bu işleme karşı yeterli ölçüde koruyabilirler.
Mükellefin Usulde ve Savunmada Eşitlik Hakkı
Esasen yargılama sürecinde uyuşmazlığın çözümü açısından söz konusu olan silahların eşitliği kaidesi vergi incelemesi sürecine de kısmen yansımak durumundadır. Nitekim, inceleme yetkisine bağlı kimi araçların kullanılmasıyla denetim elemanı tarafından mükellefin ulaşma imkanı olmayan bazı bilgi, belge ve delillere ulaşılması ve incelemede kullanılması söz konusu olabilir.
Vergi incelemesinde bunların kullanılması mümkün olmakla birlikte, kullanılacak olan bu unsurlarla ilgili mükellefin görüş ve açıklamalarının alınması bunların sağlıklı şekilde değerlendirilebilmesi ve mükellefin kişisel durumuyla ilişkilendirilebilmesi açısından hakkaniyete daha uygundur.Mükellefin Usulde ve Savunmada Eşitlik (Silahların Eşitliği) Hakkı

Yürütülen incelemenin

gereklerine göre mükellef nezdinde yapılan araştırma ve incelemeye paralel olarak mükellefin dışındaki kaynaklardan da bilgi alınması, teyit çalışmaları yapılması mümkündür. Bu kapsamda mükellefin yer aldığı sektöre ilişkin bilgi ve araştırma raporları, kapasite raporları, emsal fıyat ya da tarife bilgileri inceleme için dikkate alınabilirken, inceleme kapsamındaki somut bir konuya ilişkin, vergi inceleme elemanlarınca yazılmış raporlar, diğer denetim birimlerince düzenlenmiş raporlar, bilirkişi değerlendirmesi ya da uzman raporları delil olarak kullanılabilir.
Mükellefin dışında kullanılan bu unsurlara ilişkin olarak mükellefin sübjektif durumuna bağlı gözden kaçan önemli noktalar bulunabilir. Bunların aydınlatılabilmesi için konuya yönelik mükelleften açıklama ya da görüş alınması daha doğru sonuçlara ulaşılmasında yardımcı olacaktır. Mükellefe bu unsurlara karşı dava aşamasında cevap hakkı tanınması yerine inceleme aşamasında açıklama imkanı verilmesi kanaatimizce vergi ilişkisinin daha açık, adil ve pratik şekilde yürütülmesine katkı sağlayacaktır.
Uygulamada, bu konuyla ilgili olarak yaşanan bir diğer somut sorun vergilendirme işlemlerinde ve özellikle ceza kesme aşamasında atıf yoluyla yazılan raporlar ve bu raporlara istinaden gerçekleştirilen işlemlerdir. Bu kapsamda, atıf yapılan raporlar mükellefe tebliğ edilmeksizin yapılan işlemler de silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak değerlendirilmekte ve yoğun eleştiriler almaktadır.

Bu durum,

sahte ya da yanıltıcı belge düzenleyen bir mükellefin tespit edilmesi nedeniyle bu mükellef hakkında yazılan rapora atıf yapılarak bu mükelleften belge alan diğer yükümlüler için sadece söz konusu belgenin yükümlünün defterine kaydedildiğinin saptanmasıyla yetinilmek suretiyle tutanak düzenlenmesi aşamasında somutlaşmaktadır.
Nitekim, bu durumda, taraflar arası ilişki inceleme konusu yapılmaksızın, sahte belge düzenleyen mükelleften belge alanlara, sadece diğer rapora atıf yapılarak yazılan bu raporlar tebliğ edilmekte, ancak belgeyi düzenleyen kişi hakkında düzenlenen ve belgelerinin niçin sahte veya yanıltıcı belge kabul edildiğini açıklayan -atıf yapılan- rapor tebliğ edilmemektedir. Bu durum, aynı zamanda idarenin kişilere karşı bütün işlemlerini gerekçelendirmesi zorunluluğunu ihlal etmektedir.“Mükellefin Usulde ve Savunmada Eşitlik (Silahların Eşitliği) Hakkı
Diğer yandan, başka raporlara atıf yapılarak düzenlenen raporların, atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ edilmesi, VUK’un “vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinde, bu ihbarnamenin dayanağını oluşturan inceleme raporu veya takdir komisyonu kararının da tebliğ edilmesini” zorunlu kılan 35/son ve 366/son maddelerinin amaç ve ruhuna aykırı bir durum yaratmaktadır. Bu şekilde atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ, işlem temelinin gizlenmesi kadar, ceza açısından suçun bütün unsurları ile saptanıp saptanmadığının da delillendirilememesi anlamını taşımaktadır.
Bu husus ise mükelleflerin yargı önünde savunma haklarını kısıtlamakta, vergi veya ceza yargısında doğal olarak yargıç, atıf yapılan raporlara erişmeye çalışmaktadır. Bu çaba ise doğal olarak davaların uzamasına sebep olmaktadır. Atıf yapılan raporla, belgelerin niçin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı kabul edildiğinin işleme muhatap olan kişi ile yargıç tarafından bilinmesi, işlemlerin hukuka uygunluğunun sağlanması ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin yaşama aktarılabilmesi açısından son derece önemlidir.”
Kaynak: Vergi İncelemesi (Dr. Tahir Erdem)